sanrı:
Paslanmış salıncak demirleri
Parkta dizimizi yaralayan kum taneleri
Çocukluk trajiktir her yönüyle
Dünyanın sonunu getirebiliriz
Veya dünya bizim olur
Neydi bizi iten buhranlara
Mızraklar saplanmış ruhlarımıza
Tam 11’den vurulmuşuz
12’den değil
Kim mükemmel ki
Iskalayanlardandık
Ki ıskalandık
İçinden oyuncak çıkacak sandık
Kilitli sandığın
Etrafımızı sarmış yalnızlık
Karnını tut
Kafanı kaldır bak hayata
Olacak iş değil bu sanrı

uyandım
ne alkol ne sigara
ağrılarım dünden kalma
hücrelerimin sayısını kim bilebilir
her biri ağrırken sayabilir miyim
gökyüzü de yeterince kirli
araladığım perde
odama giren ışık
selamlıyor
gözlerim kısık
boğazımı düğümleyen gemici kim
demir atmış boşluğa
salıyorum kendimi
deniz gibi yastıklara
beş dakka daha…

zift:

beynime zift dökülüyor
kadın anlamazken beni
boğuldun biliyorum
hudutsuz bi siyahlık ruhum
sustuk..
düşünceler ağırlaştı gözkapaklarımda
acı senaryolar
ölen başroller
ve ayrıca biz
dokuzuncu canını veren kedi gibi
kaçıncı kavga bu
kaçıncı boğuluşun zift denizimde
kaçıncı kovuluşum yüreğinden
eklemlerimi koparıyor bu ağrı
çekiyor içine beni de zift
büyüyor özkütlem
tükeniyorum
kendi derinliklerimde..

şüphe:
soğuk oda
soğuk soba
iki eli buluştu kara bacada
adam kadına
kadın adama
söz vermişti
geçen hafta bu sıra
kalkıp yerinden beklemişti
son tren de geçmişti üstelik
üzerinde ince hırka
göğüs kafesinde hızlanma
vücut seslerinin ihaneti gibi
şüpheler dolusu
kuru ağzında
usluydu – sustu
söylenecekler dizginlenemezken
bu buhranın sebebini düşün
ve kalk oturduğun yerden

45:

göz kulak olmalıyım kendime
sesimle esirgediğim
bir demet gibi
bu duyguyla çok yaşamam
bu duyguyla çoktan ölmüşüm
gömülmeden ölmem diyen bir cesetim
hayalleriyle gömülmek istenen
nefretlerimi ölmeden önce sattım
ucuza gitti üstüne dostlar verdim
ve ben
gökkuşağını tutsam ah derdim
ilk hırsızlığım olacaktı
kalbinden önceki